İslam Ve Terorizm

 11 Eylül 2001 tarihinde New York`a yapılan terorist saldırıları ile alakalı olarak herkes bir şeyler yazdı çizdi. Olaya değişik boyutlardan bakanlar oldu. Kimisi Amerika bunu haketmişti derken, kimisi bu bir savaş ve savaşta herşey normaldir gibi yorumlar yapıyordu. Olayın yorumuna girmeden once tarihi bir bakış yakalamamız lazım… Süper kuvvet Amerika, son 50 yıldan beri dünyanın “JANDARMA”‘lığına soyunmuştur. Dünyada ucan kuştan bile haberi olması gerektigine inanan Amerika, dünya siyasetinde bircok olayın arkasında gölge rol oynamıştır… Çin`de Mao ve Chang Kai Shek arasındaki ikilemde Amerika’nın Mao’nun yanında rol alınca, Mao Çin`in tek lideri oluvermişti mesela… Siyaset doğası gereği bazı kirli oyunların oynanması gereken bir arenadır, tarih boyunca insanlar “KURTLAR SOFRASI” diyebilecegimiz bu arenada her türlü çirkinliği oynamış ve en yakın arkadaş ve akrabalar bu yolda feda edilmiştir… Siyasetin bu kadar etkili olmasındaki neden insanoğlundaki “LİDERLİK” vasfının siyaset ortamında doruğa ulaşmasındandır. İşte bu nedenden dolayı her liderin etrafında onun gücünden faydalanan kuklalar var olagelmiştir ve olacaktır. Siyaset bu kadar tehlikeli bir ortam olunca da “LİDERLER” gücü ellerinde tutabilmek ugruna bazen vahşileşmekte ve “KÖR” olabilmektedirler… Bu noktada bazı müslüman aydınlar “SİYASET’in islamiyetle bağını tartışmaya acmışlardır. Ve hatta bazıları siyaseti şeytanla bir tutabilecek kadar ileriye gotürmüşlerdir. Amerika Birleşik Devletleri de dünya siyasetinde başarısının devamı adına, doğal olarak bazen temiz bazen de kirli denebilecek yollara başvurmuştur… Nitekim Usame Bin Ladin`i bir zamanlar Amerika kendi elleriyle desteklemiş ve Rusya`ya karşı kullanmıştır… Şu anda olayların baş sorumlusu ilan edilen Ladin maalesef bir donem Amerikan cıkarlarına calışan bir casus olarak gorev almıştır. Atalarımız boşuna dememiş ‘Besle kargayı,oysun gözünü’ diye… “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” felsefesi maalesef en sonunda kendi suçsuz halkının da hic yok yere teröre kurban olmasına neden olmuştur… Tarihte hiçbir kirli oyunun sonu mükemmel bitmemiştir… “TERÖRÜN GÖZÜ KÖRDÜR”, uçağı kullanan ve gökdelenlere kamikaze dalışı yapan sözüm ona müslüman teroristler acaba ölenlerin içinde müslüman kardeşlerinin oldugunu düşünmüyorlar mıydı? Hangi hakla hangi dini inancın arkasına sığınarak bu saldırıyı gercekleştirebildiler? Kuran-ı Kerim`in hangi ayetinde sucsuz masum insanların oldürülmesi yazmaktadır? Bir hiç uğruna binlerce insanın olümüne onay verebilmek icin insanın “CANİ” olması gerekmektedir. Bu olay hicbir müslüman tarafından hicbir şekilde tasvip edilemez… Edenlerin Kuran-ı Kerim`in kendi dillerinde mevcut Tercümelerini okumalarında fayda var diye düşünüyorum. Olaya destek veren bazı görme özürlü kişiler varsa onlara tek diyecegim, belki ortada başarı gibi görünen bir saldırı var. Ama Amerika`nın buna karşı saldırısı mutlaka olacaktir ve gene sucsuz binlerce müslüman ölecektir, buna da sevinebilecek misiniz? Bütün dinler insan öldürmeyi yasaklamıştır… Savaş harici hicbir şekilde insan öldürmek kabul gormemektedir. Islam dini de bu konuda çok sert kurallar içermektedir. Sonuc olarak; “Müslüman terorist olamaz, terorist de müslüman olamaz”.

21.06.2002

Altına Hücum – Gold Rush / Charlie Chaplin

Charlie Chaplin’in 1925 yılında çevirdiği ve dünya film klsiklerinden birisi sayılan ALTINA HÜCUM Filmi seyredilmesi gereken bir film..

Filmin çekildiği yıllardaki sinema teknolojisini düşünürsek ortaya çıkan eser gerçekten bir şaheser kıvamında…

Kar, fırtına, kayalıklar ve manzara çok kaliteli bir şekilde sunuluyor. Uçurumun kenarındaki kayalıklarda sallanan ahşap ev ve kurtulmaya çalışma sahnesi kesinlikle mükemmel bir sahne olarak dikkat çekiyor.

Kadın-erkek ilişkilerini ve o yıllardaki aşk hikayelerini anlamak adına da sahneler barındırıyor film. Chaplin’in aşık olduğu Gloria ve onun zengin sevgilisi ile yaşanan trajikomik sahneler psikolojik analizleri de beraberinde sunmakta..

Altın bulma hayaliyle Kuzey Amerika’ya koşan insanların yaşadıkları olayları çok güzel bir hikaye içerisinde sunan filmde, açlıktan son çare ayakkabısını kaynatarak yeme sahnesi çok keyifli…

Açlıktan Chaplin’i tavuk gibi gören arkadaşının sahneleri de katıla katıla güldürecek sahnelerden birisi sadece.

Sinema teknolojisi bugünlerde bilgisayar yardımı ile sanal gerçeklik denilen her şeyi önümüze sunarken, 1925 yılında çekilmiş bu filme vaktinizi ayırmanızı ve o yılların teknolojisiyle yaratılan bu film harikasını seyretmenizi tavsiye ediyorum. İnanın pişman olmayacaksınız…

1.07.2012

Malezya Seyahat Notları

 Bu haftanın bültenini sizlere uzakdoğudan yazıyorum. Birkaç gün önce Malezya’daydım. Bu hafta Malezya notlarını paylaşayım:

– Kuala Lumpur Uluslararası Havaalanı (KLIA) ile şehir merkezi arasında en kolay ulaşım yolu hızlı tren sistemi. 30 dakika içerisinde şehir merkezine ulaşıyorsunuz. KLCC adı verilen Kuala Lumpur City Centre, şehrin merkezi sayılıyor. Bu bölgenin diğer bir adı da Golden Triangle yani Altın Üçgen.

– Müslüman Malay, Hindu Hint, Budist Çin kültürlerinin birbirine saygı ile birarada yaşadığı bir ülke burası. Hint Tapınağının yanıbaşında Çin Tapınağı ve onun yanında Cami görebiliyorsunuz.

– Kuala Lumpur’da taksilere azami dikkat etmeniz gerekiyor. Çoğu sahtekar ve 10 Malezya Ringgit (MYR) tutan yere size 25-50 MYR fiyata götürmeye çalışıyorlar. Taksimetre açmayan taksiye binmemeye gayret gösterin. Eğer başka çareniz yoksa da sağlam pazarlık etmeden yola çıkmayın.

– Malezya’da yönetim müslümanlarda olmakla beraber ekonomik üstünlük Çinlilerde. Hintliler de ekonomide sağlam bir güce sahipler.

– Evlenmeden önce gençlerin Mekke’ye Hacca gitmeleri zorunluluğu var.

– Malezya’da sokak ortasında ahlaksız hareket edenleri ikaz eden, hatta hapis cezası almalarını sağlayan ahlak polisleri mevcut.

– Malezya gazetelerinde Türkiye ile alakalı gelişmeler yakından takip ediliyor. Neredeyse her gün bir ya da birkaç haber görebilmek mümkün.

Haftaya Çin notlarımı paylaşmayı planlıyorum…. Gelişmeleri ve izlenimlerimi sizlere sunmaya gayret edeceğim.

21.05.2012

Korkunç Bir Sms Ticareti!

 Bu sabah aldığım bir sms mesajını sizlerle paylaşmak istiyorum:

“<…Bana geri atarsan sayılmaz…> Eger Allah’ı seviyorsan. Seni bugün uyandırdığı için, Yaa Allah Elhamdulillah de.
Bu mesajı 10 kişiye yolla ve 3 dakika sonra ne olacağını gör.
Allah’ı seviyorsan dedim! İnan bu mesaj bana geldi ısrarla farklı kişilerden. Denedim ve müthiş haber aldım. Sen de dene kaybedecek birşey yok.
Allah Teala’nın ismi hürmetine eğer 3 dakika sonra sana iyi bir cevap gelmezsse bana mesaj at!

Allahım bu sapıklıkları sen islah eyle! her cümlesinde sapkınlık kokan bu mesajları kimlerin çıkarttığını bulmak lazım aslında, kesin islam düşmanları ya da telefon firmaları çıkacaktır.

Allah’ı seviyorsan diyor şerefize bakın! Lan Hayvanoğlu hayvan Allah’ı niye karıştırıyorsun bu sms ticaretine?
Kaybedecek birşey yok diyor bak bak sonra da.. Kaybedilen iki sms ücreti (mesaj uzun olduğu için) 10 kişiye at diyor bastıra bastıra…9 kişiye atsam olmayacak değil mi bu güzel gelişme hayatımda… 3 dakika sonra güzel haber alacağız ya sonucunda.. güzel haber almayınca da bana mesaj at diyor… senin kim olduğunu bilsem neler yapacağım da! Zincirin ilk halkasını çıkartan O! (güzel annenin) çocuğunu çok sevdiğim Allah’ıma havale ediyorum 🙂

Lütfen uyanın artık saf müslümanlar!

30.11.2011

Hindistan Notları Ekim 2011

Bu hafta sizlere geçen hafta döndüğüm Hindistan seyahatim hakkında kısa izlenimleri paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz üzere Hindistan dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri ve binlerce inanışı, yüzlerce farklı kültürü bir arada tutan ilginç bir ülke.

Son yıllarda özellikle bilgisayar programcılığı konusunda dikkat çeken ülkenin aslında kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda bu teknolojiye yatırımlar yapıldığını maalesef gidince görebildim. İnsanların çok ucuza çalıştırıldığı bu ülkede, zeki insanların da çok ucuza bilgisayar programcılığında kullanılması doğal bir sonuç. Amerika ya da Avrupa’da bir bilgisayar mühendisine binlerce Euro maaş vermek yerine Hindistan’da aynı ücrete onlarca eleman çalıştırma şansınız var. Bu da büyük program firmalarını Hindistan’a yönlendiriyor.

İngiliz sömürgesi olarak uzun bir müddet ezilen ve tüm maddi varlıkları gemi gemi İngiltere’ye kaçırılan ülke, Gandhi döneminde özgürlüğünü elde eder fakat fakirlik geride miras kalmıştır zavallı halka. ” Köpekler ve Hindular Giremez! ” yazan bölgelerde ingilizler tarafından bir köpek ile aynı değer verilen hint halkının kaderi hep ezilmekle geçmiştir diyebiliriz. Bugün bile baktığınızda binaların yıllardan beri bir çivi bile çakılmadan, boyanmadan öylece durduğunu görünce ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. İngilizler sömürüp gittikten sonra, gelen hintli liderler de rüşvet, mevki hırsı, lükse düşkünlükleri sayesinde halklarına maalesef hizmet etmemektedirler.

Daha önce Mumbai, Yeni Delhi ve Agra kentlerini görmüştüm ve bu sefer gittiğim Kolkata şehri fakirlik anlamında dehşet durumdaydı. İnsanların sokaklarda yattığı, yerlerde hayatlarını geçirdikleri, artezyen kuyularından yıkandıkları, o suları yemeklerinde kullandıkları, çamaşırları yol kenarındaki kanalizasyonlarda yıkadıkları bir dünya düşünün. Suyu delice harcayan bir millet olarak, Kolkata’yı gezmenizi tavsiye ederim. Suyun ne kadar değerli olduğunu orada insan daha iyi kavrıyor.

Kolkata konusunda ufak bir not paylaşmamda fayda var. İngilizlerin Calcutta, bizim Kalkütta adını verdiğimiz bu kent, isminin orjinal okunuşu olan Kolkata şekline getirmek adına ciddi çalışmalar yapmışlar ve bugün resmi olarak bu şehrin adı Kolkata ve her yerde bunu bastıra bastıra kullandırtıyorlar. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin isminin ingilizce Turkey yani hindi olması ise bizler için utanç verici bir durum ve yıllardan beri bir ciddi adım atmayı başaramadık. Halen her yerde ” I went to Turkey and there were many turkeys there!” (Türkiye’ye gittim ve heryerde hindiler dolaşıyordu!) esprisine maruz kalmaya devam ediyoruz. Türkiye isminin artık tüm dünyada standart isim olarak kullanılması konusunda Kolkata kenti kadar bile başarılı olamıyorsak oturup ağlayalım derim…

Kolkata’ya gittiğim gün şansıma Diwali Bayramı kutlanıyordu ve törenler sırasında tapınakları ziyaret etme şansım oldu. Kali adındaki tanrıçaya, şeytana benzediği düşünülen siyah renkli ve boynuzlu erkek koçların kurban edildiği bir tören yapılıyor tapınaklarda. Hinduların da kurban kestiklerini öğrenmiş oldum bu sayede. Her yerde portatif çadır tapınakların inşa edildiği bu bayramda,ahşaptan ve basit plastik malzemelerden hazırlanan Tanrıça Kali figürlerine dualar ediliyor, hediyeler sunuluyor ve gece geç saatlere kadar havai fişek gösterileri yapılıyor. Bayramın ertesi gün ise, bütün hazırlanan heykeller, kutsal sayılan Ganj Nehri’ne atılıyor.

Ganj Nehri (Ganga), Himalaya Dağlarından çıkarak Hint Okyanusu’na dökülen bir nehir. Hindular bu nehrin kutsal olduğuna inanırlar. Kolkata şehri’nden de geçen Ganj Nehri’nde yıkanmak ayrı bir önem taşıyor. Çamurlu sulara atlayan insanlar, günahlarından arındıklarına inanıyorlar.

Hindistan, fakirliğin had safhada yaşandığı bir ülke. Onlarca ülke görme şansım oldu, fakat hiçbirinde bu ülkedeki kadar etki altında kalmadım desem yalan olmaz. Fakirliğin, yokluğun, pisliğin içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanlar aslında hepimize ibret dersi veriyorlar. Tefekkür etmek yani düşünerek ibadet etmek isterseniz Kolkata’ya bir seyahat hazırlamanızda fayda var.

Ülkemizin cennet gibi bir ülke olduğunu bir kez daha kabul ettim. Bu ülkede halen mutsuz olduklarını iddia eden ve özerklik isteyebilecek kadar ilginç insanlar yaşıyor. 4 mevsimi aynı anda ve bu kadar küçük bir coğrafyada yaşayabilen dünyada başka bir ülke yok! Üç tarafı denizlerle kaplı, dağları da, ovaları da, dereleri de, ormanları da ve daha sayılamayacak onlarca nimeti bir arada buluşturan bu ülkenin lütfen kıymetini bilelim, dünyada başka bir Türkiye yok çünkü!

Biraz uzun olan bu yazımdan dolayı özür diliyorum. Okuma nezaketi gösterdiğiniz için de teşekkürlerimi sunuyorum. Hayırlı Bayramlar dileklerimle,

Tüm BAYLAR Ekibi adına
Ali Baylar / Genel Müdür

29.10.2011

Uzakdoğu Seyahat Notları Ekim 2011

*- Tayland’da son yılların en yoğun yağışları var ve çoğu bölge ova gibi düz olduğu için yağışların verdiği hasar daha fazla oluyor.
*- Tayland, halkının çok zor şartlar altında yaşadığı ve hayat standartlarının çok düşük olduğu bir ülke. Bu yüzden de fuhuş kaçınılmaz bir sonuç oluyor. Üç kuruş parası olan dünya erkekleri de bu fırsatı maalesef kaçırmıyor ve Tayland denince nedense herkesin aklına gece hayatı geliyor. Oysa müzeleri, tapınakları, yaşantıları, kültürleri incelenmeye layık bir millet Taylandlılar.
*- Tayland’daki yağışlar yüzünden birçok dünya markası imalata ara vermek zorunda kaldı. Bilgisayar hard disklerinin büyük bir kısmının üretildiği bu ülkedeki felaket sonrasında hard disk karaborsaya düştü. Fabrikaların en az 1 ayda ancak imalata başlayacağı düşünülürse fiyatların da tavan yapacağı demek oluyor bu.
*- Çin ticareti ihracata dayalı bir ekonomi. Son dönemlerde “Arap Baharı” , dünya ekonomik krizleri derken neredeyse durma noktasına gelen ihracat yüzünden birçok fabrika kapanmaya başlamış. Yiwu kentinde yaşayan Araplar ve Avrupalılar ülkelerine dönmüş ve market eskiden aşırı kalabalığı ile göze batarken, şu sıralarda oldukça sakin.
*- İşleri allak bullak olan bazı fabrika sahipleri ya intihar ediyor ya da ülke dışına kaçıyor. Sadece Wenzhou kentinde, bu sene 16 fabrika müdürü intihar etmiş.
*- Dünya ülkeleri ve özellikle Amerika, Çin’i durdurmak adına parayı ve ekonomiyi silah olarak kullanıyor. Çinliler de bunun farkındalar ve ekonomileri sıkıntıya girdikçe Amerika ve Avrupa’dan daha fazla nefret edecekler, bu da aslında hiç sağlıklı bir durum değil.
*- Çin parası Yuan, sene sonuna kadar 6.2 seviyesine inecek deniyor. Bu da Çin’den alınan tüm ürünlerin fiyatlarının biraz daha artacağı anlamına geliyor.

25.10.2011

Avrupa Turu Sonrası İzlenimler…

  İsviçre bütün gezdiğim ülkeler içerisinde diyebilirim ki en pahalısıydı.

Çek Cumhuriyeti’nde Prag görülmesi gereken bir şehir, gerçekten de insanı çeken bir tarihi yapıya sahip.

Slovakya’nın başkenti Bratislava da sevimli bir kent fakat Prag’dan sonra oraya gidince çok sessiz kalıyor. Bu arada Prag, Avrupa’nın en çok turist çeken altıncı şehri.

Avusturya Alpleri çok güzel manzaralara sahip, tepelerinde karların olmadığı Alpler, biraz şapkasız gibi duruyor ama gene de etkileyiciler…

Avrupa Birliği’ne giren Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da fiyatlar acaip yükselmiş durumda. Hayat Euro’dan sonra daha zor, kazandıkları paralar artmış görünse de, fiyatlar da paralelinde yükselince aslında eskisinden daha kötü duruma düşmüşler. Yüksek dağın karı çok olur dedikleri gibi, yüksek hayat şartlarının da insana yükü daha fazla oluyor.

Avrupa Birliği’ne giren bu yeni ülkelerin, birlik sonrasında aslında ne kadar sıkıntılara düştüklerini dikkat eden herkes görebilecektir. Yeni alınan ülkeler aslında sıkışan Avrupa ekonomileri için küçük birer nefes alma alanı olmaktan öteye gidememektedir. Her gelen ülke, sorunlarılarıyla da geldiği için bırakın büyümelerini, hep birlikte batmaya doğru gitmekteler.

2004 yılında seyyahamca.com seyahat sitesinde yazdığım ve “Avrupa Birliği, 10 yıl içerisinde yıkılacak!” öngörüm gün geçtikçe daha da ciddi bir şekilde gerçekleşiyor. Yunanistan, Portekiz, İtalya, Fransa…domino taşları ciddi bir şekilde yıkılmaya başladı bile…

İngiltere’deki olaylar… Olayların arkasında yatan en büyük neden kapitalizm ve insana verilen değersizliktir… Sokaklarda o vahşeti yapan gençleri senelerce adam yerine koymayan ve maddi güçsüzlüklerine çözüm üretmeyen kapitalist düzene bir isyandır.

Avrupa ekonomisi, bankaların senelerden beri mortgage, faiz, repo gibi sömürme yöntemleriyle suyunu çekmiş ve insanların artık dayanabilecekleri bir nokta da kalmamıştır. Bizde olduğu gibi “Ya Sabır!” edebiyatı maalesef o insanlarda prim yapmadığı için de sokaklara dökülme kaçınılmaz olmaktadır. Umarım olaylar daha fazla büyümeden çözülebilir.

Son olarak dikkatimi çeken bir noktayı daha paylaşarak konuyu kapatayım: Eskiden kiliseler dolu olurdu, bu son ziyaretimde 7 ülkede de kiliseleri özellikle ziyaret ettim ve hepsi boştu. İşin daha ilginci ise artık milleti kiliseye çekebilmek ve kiliseye para kazandırabilmek adına para karşılığında klasik müzik konserleri veriliyor! Konser salonuna dönüşen kiliseler…

19.08.2011 

Türkçedeki Bilinçaltı Terimleri

 Güzel türkçemize bazı kötü niyetliler, bilinçli bir şekilde bazı terimleri sokarak, bilinçaltımızda bazı noktaları kötü izlenim bırakarak etkilemeye çalışıyorlar.
Bu yazımızda dikkatimi çeken bazı örnekleri sunacağım sizlere. Eminim ki siz bunlara belki yüzlerce örnek bulup ekleyebilirsiniz de!
Dil bir iletişim aracıdır ve dikkatli kullanılmak zorundadır. Aşağıdaki örnekleri dikkatle okumanızı rica ediyorum:

1- “ERKEK FATMA”: Hz Fatma’yı erkeksi özellikleri varmış gibi bilinçaltına sokuyorlar.
2- “ARAP SABUNU”: Güya araplar en basit sabunla yıkanıyorlar ya ! Neden yahudi sabunu değil mesela?
3- “KARA FATMA”: bir hamamböceğine FATMA adını vermek nasıl bir düşmanlıktır, nasıl bir yetenektir!
4- “Yağmur yağıyor,seller akıyor,ARAP KIZI camdan bakıyor!”
5- “ARAP SAÇI”: araplar afrikalı zenci gibi kıvırcık saçlı olmadığına göre şimdi ne demek bu laf?
6- “ŞEKER BAYRAMI”: Ramazan Bayramı ile şeker adının ne bağlantısı var?
7- “HACI YATMAZ”: dindarlar gece kalkıp sabah namazı kılıyorlar ya hani?

24.06.2011

Arap Dünyası Ve Son Gelişmeler

Wikileaks depremi adı verilen ve genellikle üçüncü dünya ülke liderlerine yönelik deşifre dosyaları herkesin önüne sunan provokasyonun arkasındaki soru işaretleri daha çözülememişken, Arap ülke liderlerinin tek tek devrilmesi kafalardaki soru işaretlerini daha da çoğaltıverdi.
Wikileaks belgelerinde nedense siyonist İsrail liderleri ile alakalı fazla noktalar deşifre edilmezken, anti-semitist görüntüdeki tüm liderlerin bütün kirli bağlantıları kaza ile internete sızdırılmış havasıyla halka sunuldu.
Arap ülkeleri 50-60 yıldan beri kukla liderler tarafından yönetiliyorlar. Bu liderler, birer kral edasıyla koca ülkeleri ve halklarını diktatörce sömürüyorlar. Sömürge düzenini senelerden beri destekleyen de Modern Batı Dünyası! Bir tarafta insan hakları, bir tarafta demokrasi diye bağıran bu iki yüzlü system, kendi çıkarları uğruna hizmet eden diktatörleri de senelerden beri görmezden geliyor.
Peki ne oldu da bir anda bu kukla liderlerin ipleri tek tek çekiliyor? Sapasağlam güçlere, orduya, yönetime sağlam bu liderleri neden diskalifiye etme ihtiyacı duyuldu?
Sorunun cevabı biraz derin noktalarda yatıyor, “Ilıman İslam” adı verilen oryantalist yaklaşımlarda… Batı dağınık islam ülkelerini bir PAPA idaresinde toplamak ve tek bir noktadan yönetmek istiyor artık. Bu yeni bir proje değil aslında. Büyük Ortadoğu Projesi adı verilen çalışmanın bir ürünü bu. 20 tane sorunlu islam ülkesi olacağına, tek bir çatı altında toplanan ve satılmış bir lider tarafından yönlendirilen bir islam dünyası adına yapılan bu çalışma adım adım tiyatro sahnesinde oynanıyor. Her olayın arkasında bu amaca bir adım daha yaklaşıldığı da ortada.
Yaşlı ve dik kafalı liderlerden alacağını senelerden beri almış olan dünyanın gizli yöneticileri, şimdilerde “Türkiye Merkezli bir islam dünyası” için çalışıyor. Bu amaca uymayacağını her fırsatta beyan eden liderler de sırayla düşürülüyorlar.
Halk hareketleri kolay kolay ortaya çıkmayacak hareketlerdir. Halk psikolojisini en iyi şekilde bilenler zaten şu anda dünyayı yönetenlerdir. Polisiyle, askeriyle koskoca ülkeyi yöneten liderler zaten onlarca yıldan beri halkı sindirmemişler miydi bu ülkelerde? Hakkını ya da uğradığı haksızlığı beyan etmek isteyenlerin idam edildiği ya da yok edildiği bu düzenlerde korkup sinmiş halk kitlelerini haydi sokağa diyerek kimse sokağa dökemez. Dikkat ederseniz diktatörler ellerindeki askeri güçleri ilk başlarda halka karşı kullanmaktan da asla korkmamış ve fakat sonrasında karşılarındaki gücün basit bir halk hareketinin çok ötesinde bir güç olduğunu farkederek geri çekilmeyi kabul etmişlerdir.
Kim derdi ki Koskoca Bin Ali, Yıkılmaz Mübarek, burnundan kıl aldırmayan Kaddafi bir gün koltuklarından bu şekilde uzaklaşacaklar?
Wikileaks bir kıvılcımdı, şimdi yakma zamanı ortalığı, sonrasında da yine kendi amaçları noktasında ruhunu satacak liderleri, halkın seçimine sunup kazandırarak bu sistemleri BOP kapsamında kullanmak.
Olaylar çok derin ve şimdilik neyin ne olacağını kimse kestiremiyor… Dünyayı yöneten o azınlık haricinde de bilen yok zaten ….

22.02.2011

Çin Yeni Yıl Kutlamaları

Çin’in en önemli bayramlarından biri yeni yıla giriş zamanı yapılan kutlamalardır. Çin Yeni Yılı ya da Bahar Festivali olarak da adlandırılan bu bayram, ülkenin her köşesinde heyecanla karşılanmaktadır.

Evler yeni yıl öncesinde mutlaka süpürülerek temizlenir ve kutlamalara hazırlanır. Evlere ve sokaklara yeni yıl kutlama yazıları ve kırmızı fenerler asılır. Çin Takvimine göre hangi hayvan senesi ise, o hayvanın figürleri, heykelleri, resimleri her yeri süsler.

Mutfak Tanrısı Zaowang’a tüm sene verdiği bereket ve yiyecekler için şükranlar sunulur. Senenin son ayının 23’üncü gecesi Zaowang’ın aile hakkında Cennet’e rapor vereceğine inanılır ve o gün tatlılarla ve ballı yiyeceklerle onu mutlu etmeye ve bir çeşit rüşvet verip iyi rapor vermesi için çabalanır. Zaowang yılın ilk günü eve tekrar dönecektir.

Yeni yıl kutlamalarında, masaya konulan bazı yiyecekler sembolik anlamlar taşırlar, bolluğun simgesi olan balık, uzun ömrü simgeleyen çubuk makarna (noodle), bütünlüğün simgesi portakal. Şans getireceğine inanılan 8 veya 9 sayıları adetince yiyeceğin masada bulunması önemlidir. Yeni yılın ilk 15 günü süren kutlamaların son günü yarım ay şeklinde mantılar yenilir ve ailenin birliği ve mükemmelliği kutlanır.

İlk gecenin akşamında herkes en güzel kıyafetlerini giyer. Kötü sözlerden, yalan söylemekten, bağırmaktan ve bir şeyleri kırmaktan kaçınılır. Çocuklara kırmızı zarflı, içerisinde şans paraları olan “Lai-See zarfları” verilir. Evdeki misafirlere maddi imkanlar nispetinde en güzel yiyecekler ve tatlılar sunulmaya çalışılır. Herkes birbirine hediyeler verir. Pencere açılarak temiz havanın ve iyi şansların eve girmesi istenir.

Büyük önem verilen bu tatil döneminde ticari hayat neredeyse durma noktasına gelmektedir. Ülkenin dört bir tarafındaki evlerine gitmek ve akrabalarıyla kutlamalar yapmak isteyen milyonlarca Çinli aylar öncesinden bilet almak için kuyruklara girer. Otobüs ve tren biletleri aylar önceden biter ve ek seferler konularak ulaşım çözülmeye çalışılır.

Tatil öncesi fabrikalar ve işverenler, çalışanların maaşlarını ve ekstra bonuslarını peşin öderler. Yeni yıla borçlu girilmesi hoş karşılanmayan bir harekettir. Bankalardan bu dönemde çok büyük miktarda nakit para çıkışı olmaktadır.

Çin’e ticari seyahat etmeyi düşünüyorsanız, yeni yıl tatili dönemini kesinlikle dikkate almanızı tavsiye ederim.

Yıllara göre Çin yılbaşları:
2011 3 Şubat Tavşan
2012 23 Ocak Ejderha
2013 10 Şubat Yılan
2014 31 Ocak At
2015 19 Şubat Koyun
2016 8 Şubat Maymun
2017 28 Ocak Horoz
2018 16 Şubat Köpek
2019 5 Şubat Domuz

16.01.2011