Hindistan Notları Ekim 2011

Bu hafta sizlere geçen hafta döndüğüm Hindistan seyahatim hakkında kısa izlenimleri paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz üzere Hindistan dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri ve binlerce inanışı, yüzlerce farklı kültürü bir arada tutan ilginç bir ülke.

Son yıllarda özellikle bilgisayar programcılığı konusunda dikkat çeken ülkenin aslında kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda bu teknolojiye yatırımlar yapıldığını maalesef gidince görebildim. İnsanların çok ucuza çalıştırıldığı bu ülkede, zeki insanların da çok ucuza bilgisayar programcılığında kullanılması doğal bir sonuç. Amerika ya da Avrupa’da bir bilgisayar mühendisine binlerce Euro maaş vermek yerine Hindistan’da aynı ücrete onlarca eleman çalıştırma şansınız var. Bu da büyük program firmalarını Hindistan’a yönlendiriyor.

İngiliz sömürgesi olarak uzun bir müddet ezilen ve tüm maddi varlıkları gemi gemi İngiltere’ye kaçırılan ülke, Gandhi döneminde özgürlüğünü elde eder fakat fakirlik geride miras kalmıştır zavallı halka. ” Köpekler ve Hindular Giremez! ” yazan bölgelerde ingilizler tarafından bir köpek ile aynı değer verilen hint halkının kaderi hep ezilmekle geçmiştir diyebiliriz. Bugün bile baktığınızda binaların yıllardan beri bir çivi bile çakılmadan, boyanmadan öylece durduğunu görünce ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. İngilizler sömürüp gittikten sonra, gelen hintli liderler de rüşvet, mevki hırsı, lükse düşkünlükleri sayesinde halklarına maalesef hizmet etmemektedirler.

Daha önce Mumbai, Yeni Delhi ve Agra kentlerini görmüştüm ve bu sefer gittiğim Kolkata şehri fakirlik anlamında dehşet durumdaydı. İnsanların sokaklarda yattığı, yerlerde hayatlarını geçirdikleri, artezyen kuyularından yıkandıkları, o suları yemeklerinde kullandıkları, çamaşırları yol kenarındaki kanalizasyonlarda yıkadıkları bir dünya düşünün. Suyu delice harcayan bir millet olarak, Kolkata’yı gezmenizi tavsiye ederim. Suyun ne kadar değerli olduğunu orada insan daha iyi kavrıyor.

Kolkata konusunda ufak bir not paylaşmamda fayda var. İngilizlerin Calcutta, bizim Kalkütta adını verdiğimiz bu kent, isminin orjinal okunuşu olan Kolkata şekline getirmek adına ciddi çalışmalar yapmışlar ve bugün resmi olarak bu şehrin adı Kolkata ve her yerde bunu bastıra bastıra kullandırtıyorlar. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin isminin ingilizce Turkey yani hindi olması ise bizler için utanç verici bir durum ve yıllardan beri bir ciddi adım atmayı başaramadık. Halen her yerde ” I went to Turkey and there were many turkeys there!” (Türkiye’ye gittim ve heryerde hindiler dolaşıyordu!) esprisine maruz kalmaya devam ediyoruz. Türkiye isminin artık tüm dünyada standart isim olarak kullanılması konusunda Kolkata kenti kadar bile başarılı olamıyorsak oturup ağlayalım derim…

Kolkata’ya gittiğim gün şansıma Diwali Bayramı kutlanıyordu ve törenler sırasında tapınakları ziyaret etme şansım oldu. Kali adındaki tanrıçaya, şeytana benzediği düşünülen siyah renkli ve boynuzlu erkek koçların kurban edildiği bir tören yapılıyor tapınaklarda. Hinduların da kurban kestiklerini öğrenmiş oldum bu sayede. Her yerde portatif çadır tapınakların inşa edildiği bu bayramda,ahşaptan ve basit plastik malzemelerden hazırlanan Tanrıça Kali figürlerine dualar ediliyor, hediyeler sunuluyor ve gece geç saatlere kadar havai fişek gösterileri yapılıyor. Bayramın ertesi gün ise, bütün hazırlanan heykeller, kutsal sayılan Ganj Nehri’ne atılıyor.

Ganj Nehri (Ganga), Himalaya Dağlarından çıkarak Hint Okyanusu’na dökülen bir nehir. Hindular bu nehrin kutsal olduğuna inanırlar. Kolkata şehri’nden de geçen Ganj Nehri’nde yıkanmak ayrı bir önem taşıyor. Çamurlu sulara atlayan insanlar, günahlarından arındıklarına inanıyorlar.

Hindistan, fakirliğin had safhada yaşandığı bir ülke. Onlarca ülke görme şansım oldu, fakat hiçbirinde bu ülkedeki kadar etki altında kalmadım desem yalan olmaz. Fakirliğin, yokluğun, pisliğin içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanlar aslında hepimize ibret dersi veriyorlar. Tefekkür etmek yani düşünerek ibadet etmek isterseniz Kolkata’ya bir seyahat hazırlamanızda fayda var.

Ülkemizin cennet gibi bir ülke olduğunu bir kez daha kabul ettim. Bu ülkede halen mutsuz olduklarını iddia eden ve özerklik isteyebilecek kadar ilginç insanlar yaşıyor. 4 mevsimi aynı anda ve bu kadar küçük bir coğrafyada yaşayabilen dünyada başka bir ülke yok! Üç tarafı denizlerle kaplı, dağları da, ovaları da, dereleri de, ormanları da ve daha sayılamayacak onlarca nimeti bir arada buluşturan bu ülkenin lütfen kıymetini bilelim, dünyada başka bir Türkiye yok çünkü!

Biraz uzun olan bu yazımdan dolayı özür diliyorum. Okuma nezaketi gösterdiğiniz için de teşekkürlerimi sunuyorum. Hayırlı Bayramlar dileklerimle,

Tüm BAYLAR Ekibi adına
Ali Baylar / Genel Müdür

29.10.2011

Comments

comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir